16 Aralık 2012 Pazar

YAHUDİ ASILLI BİR TÜRK YURTTAŞININ GÖRÜŞÜ SÜPER OKUYUN ANLAYIN


TÜRKÜM,TÜRKİYELİYİM ARASINDAKİ FARK BİR YAHUDİ, TÜRK OLABİLİR Mİ?
 Rafael Sadi
    Türk ve Türkiyeli kavramlarının ortalıkta dolaşması kesinlikle gizli bir bölücülük. İlginç ve güzel bir mozaik olan Türkiye'nin yapısını kökünden sarsmaya dengeleri alt üst etmeye sebebiyet verebilecek bir durumla karşı karşıyayız gibi geliyor bana. Ben ecdadı 1492 yılında İspanya'daki engizisyondan kaçıp Osmanlı Türkiyesince kucak açılmış ve kabul edilmiş, Yahudi dinine mensup bir  Türk vatandaşıyım.
    1955 yılında doğup 1961 yılında ilkokul 1.sınıfına girdiğim günden itibaren "Türküm doğruyum çalışkanım" tümceleri ile beynime benim Türk  olduğum kazıldı. Bayrağım ve Milli Marşımın ne olduğu öğretildi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kurucusu Atatürk'ün söylediği "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü okul duvarında, kitabında ve her türlü malzemenin üzerinde öğrenerek bilinçlendirilerek büyüdüm.  Şimdilerde birileri kalkacak ve bana "Yok kardeşim, sen Oğuz ve Kayı boylarından, Orta Asya'dan gelmediğin için Türk değil Türkiyelisin" diyecek ve ben de "Ha, peki haklısınız diyeceğim". Hadi canım sen de...
    Ne olacak benim 50 yıllık eğitimim, öğrenimim. Ne olacak 32 yaşına gelmiş oğluma, 29 yaşına gelmiş kızıma verdiğim Türk eğitimi kimliği, şimdi kalkıp kendilerine "kusura bakmayın çocuklar biz Türk değilmişiz, sadece Türkiye'liymisiz" mi diyeceğim? Bunun adına milleti bölmek, halkı parçalamak denmez mi? Kimse bana üst kimlik, alt kimlik hikayeleri anlatmasın. Her birimiz bu ülkede ne olduğumuzu biliyoruz. Dinlerimiz, ırksal veya yöresel farklılıklarımız olabilir ve bu hiç bir zaman bizleri rahatsız etmedi. Şimdi ne oldu da birden bire azınlık sayılacakmışım? Benim atalarım kendilerine özel haklar verebilecek azınlık statüsünü Lozan anlaşmasında bile kabul etmemişler. "Biz Türk vatandaşıyız" deyip azınlık haklarını red etmişlerdir.
    Lütfen dikkat edelim. Birileri Türkiye ile oynamak istiyor. Yarın öbür gün bakacaklar ve "Eee bakın, sizin tamamınız Türk değilmiş. 70 milyon Türk'ten şu kadarı Kürt, şu kadarı Alevi, şu kadarı Süryani, şu kadar Keldani, bu kadarı Laz, öbürleri Yahudi, bilmem ne kadar Ermeni, kala kala 1 milyon Türk kaldı. Bu kadar Türk için de bu kadar 777 bin kilometre kare arazi fazla. Gelin şunu efendi efendi paylaşın" diyecekler. Ne olacak o zaman ? Gözümüzü 4 değil 24 açsak yetmez, bu iş yanık kokuyor. Sizi bilmem, bana Türk değil de Türkiyeli denmesi beni rahatsız eder.

          


BALKAN SAVAŞI ACISI 100 YILINDA TARİHE BELGE BİR MEKTUP OKUYUNUZ


Son Mektup...
Onlar 100 yıl öncesinden kendisini hatırlatan isimsiz kahramanlar...Her biri için anıtlar, abideler dikilse az gelir. Belki de onları bir asır sonra layıkıyla anmak ve onların uğruna candan geçtikleri kutsal emanete (!) layık olmak yapılabileceklerin en güzelidir.
Balkan Savaşları'nda bir askerin annesine mektubu ne kadar hazindir...

"Sevgili anneciğim,
Ebediyyen kaybolmuş bir evlad gibi, gönüllü olarak ikinci defa cepheye geldim. Fakat başım henüz omuzlarımın üzerindedir. Meydan savaşlarında şehid olan silah arkadaşlarımı düşündükçe pek mahzun oluyorum. Fırka ve alay ile beraber hareket ettiğimiz zaman tahminen en az iki yüz kişiden meydana gelen bölüğümüzün harbe girdikten sonra mevcudu ancak yirmi kişi kalabildi ? Saadet ve bedbahtlığım bu bir avuç askere bağlıdır. Niçin üzüleyim ? İnsan ancak elli altmış sene kadar yaşayabiliyor. Bu kadar kısa bir hayatı şimdi feda etmezsem belki bir daha bu güzel fırsatı bulamam. Madem ki hepimiz öleceğiz; biraz erken veya biraz geç ölmekten ne çıkar ? Sağlam bir taş gibi hareketsiz kalmaktansa, mesrurane parçalanarak ezilmeyi tercih ederim. İster bir şarapnel parçası, ister bir süngü darbesi olsun. Her ne suretle olursa olsun, yalnız bir defa öleceğim."

DİKKAT YAŞAM VE ÖLÜM HAKKINDA GERÇEKLER


YAŞAM NEDİR ? ÖLÜM NEDİR?
  Günaydın sizlere bir konuda aydınlatmak isterim son zamanlarda okuduğum kitaplardan esinlenerek yazmak istedim düşünün ve doğru ya da yanlış kendiniz yorumlayınız. Kime sorarsan sor nerelisin diye cevap burası (Lüleburgazlıyım vs ) şurası (Orduluyum vs ) o memleket (Almanyalıyım vs ) bu memleket (Mısırlıyım vs) diyecektir hatta daha da ileri sorunca şu semtten bu mahalleden der özetle kimsenin aklına “Dünyalıyım” demek gelmez.    
   Oysa Biz hepimiz yaşayan milyarlarca insan Yüce Allah’ın yarattığı “Kainat” diye sınırlanan alemde yani aklınızın alamayacağı -ki gerçekten de alamıyoruz- büyüklükteki uzay denen boşlukta yeri tam belli olan adına SAMANYOLU denen GALAKSİMİZDE var olan bilim adamlarına göre 400 milyar yıldızın varlığı saptanmıştır yani sadece bizim dünyamızın yer aldığı GÜNEŞ denen yıldızında bu 400 bin yıldızın içinde bir tanesidir ki Güneş dünyamızdan 1.333.000 defa büyüktür ve sadece kendi sisteminde var olan uyduların adlarına  gezegenler deriz bunlar Merkür Venüs Dünya Mars Jüpiter Saturn Uranüs Neptün Pluton diye sıralanırlar ve yakında daha başka gezegenlerde bilim adamlarınca bulunduğunu biliyoruz.Hele şu günlerde ABD uzay araştırmaları için en yakınımızda ki gezegen olan Mars’a gönderdiği bir araçla orada hayat arıyor yani bir bakıma “Allah’ı” arıyor ve fakat bulamıyor bula bula toz buluyor. Evet adına Uzay denilen boşlukta var olan bizim GÜNEŞİMİZİN yer aldığı yani bize hayat veren yıldızın yer aldığı Galaksilerden sonra Nebula’lar son sınırına Evren deniliyor ve akıl almadığından bazıları da akılsızca Evrenler var diyor.
  Evet size sorsam kaç yaşındasınız diye elbette aklı başında olanlar 28-37-45-50-70 vs yüzlerce cevap vereceklerdir mesela ben 65 yaşındayım. Bu şu demek oluyor biliyorsunuz ki Dünyanın Güneşin çevresinde 365 GÜNDE dönmesini tamamlamasına (BİR YIL) deniliyor o zaman ben bu dünyada iken tam 65 kez dünya ile birlikte Güneşin çevresinde dönmüşüm TABİİ AY TAKVİMİDE VAR AY OLARAK 12 AY YAŞAMIŞIM ve daha  ECEL KAPIMI ÇALANA  kadar DÜNYA VE AYLA HEP döneceğim. Yaşadığım  her gün sonunda GELECEKTE bir gün herkes gibi bende ÖLECEĞİM sizde ÖLECEKSİNİZ.  Bunu biliyorsunuz DOĞDUĞUNUZ GİBİ ÖLÜM dediğimiz bir olayı yaşayacağız. Bütün mesele arkanızdan iyi insandı insanlığa yaptıklarıyla eserleriyle ölümsüzleşti demeleridir.Yoksa sizde bu Dünyada halen yaşayan 6 hadi 7 milyar insandan birisiniz yani Samanyolunda Galaksimizde bulunan 400 milyon yıldızın yani güneşin her birini insanlara versek geride 396 milyon yıldız daha kalacaktır. Sonuçta siz Dünyada iken yaşarken çok büyük dediğiniz herşey Yüce Allah’ın yarattığı Kainat yada Evren dediğimiz bu alemde nokta bile değil toz zerresidir
  Mevlana’nın büyüklüğüne bakın ki 700 yüzyıl öncesinden bunu görmüş düşünmüştür. Güneş Dünyamızın içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisinin merkezinden 32 bin ışık yılı uzaktadır ve devamlı dönüyor dönüyor tıpkı Allah’ın evi olan Kabe’nin etrafında dönen insanoğlu gibi Samanyolu merkezinin çevresinde bir turunu dikkat edin 225 milyon yılda tamamlıyor. Yani Güneşin bir yılı 225 milyon yılda bir Güneşte yaşlanıyor. Bende Güneşle birlikte döndüğümden bu 225 milyon yılın içindeyim demektir. Şimdi benim yaşım 65 ise 225 milyon yılda 65 yılın ne olduğunun hesabını yaparsak görürüz ki 65 yıl dediğimiz süreç Güneşin kendi yılı içinde sadece 7,5 saniyedir. Bu her gece yalancı ölüm denilen uykumuzda gördüğümüz bir rüya süresidir. Yani insan olan ben sözde 65 yıldır yaşıyorum ve mutlaka her fani gibi vakit vade gelince öleceğim benim için uzun ömürlü derlerse inanmayın ben dünyada ya 8,5 ya 9 yada 10 saniye yaşamış olacağım. İşte gerçek budur ASTRAL olarak yaşımız ALEMDE yıllarla değil dakikalar yada saniyelerdir özetlersek “HÜVELBAKİ” yani “Ölümsüz olan ALLAH’TIR” siz ise onca güzelliklere malınız mülkünüze dünya malı zenginliklerinize paramıza pulunuza bakarak asla övünmeyin herkese göre değişen dakikalarla belki de saniyelerle ölçülen bu DÜNYADA yada alemde yaşamaya ve Yaratıcınız olan Allaha imanınızın size emrettiği görevleri yapmaya bakın yoksa her şey yalan ölüm gerçeği ile karşılaştığınızda ne yapacaksınız bir düşünüz derim.
Her gün yarı ölüm denen uykunuzdan uyandığınızda Allaha hamdolsun ki bizi bugünde yaşattı yarın ne olur ben değil Allah bilir deyiniz ve gene O’nun yolunda olunuz. Çünkü Allah Bâki biz hepimiz Fâniyiz örnekleri gözünüzün önündedir açın gözünüzü gönül gözünüzle görün derken hepinize bu yazıyı okuyanlara sadece sağlık dilerim çünkü sağlık size bu yazıyı okuttu unutmayın Allah herkesi ve beni esirgesin korusun yardımcımız olsun.Amin.



BİR BULGAR YAZARI GÖZÜNDEN BALKAN SAVAŞI


Balkan Savaşı’nın 100. yıldönümü: Bulgar toplumundaki vatanseverlerin kalkınması 
Yazı: Veneta Pavlova

1912 yılında Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ olmak üzere dört Balkan ülkesi, Hıristiyanların yoğun olarak yaşadığı Avrupa kesimlerini serbest etmek üzere Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaş açtı. Bu vesileyle “Tarih” köşemizde “Balkan Savaşı’nın 100. Yıldönümü” dizisini öneriyoruz.
Osmanlı İmparatorluğu’nun iktidarı altında kalan Makedonya ve Edirne Trakyası’nda ki Bulgarların bağımsızlığı fikri, ülkemizin 1878 yılındaki kurtuluşundan sonra toplumun bilincinde her zaman canlı ve kuvvetli kalmıştı. Bu toprakların serbest edilmesi, siyasetçilerin, aydınların ve birçok sıradan insanın davası haline gelmişti. Bu fikir adına 1903 yılında patlayan ancak maalesef başarısız olan İlinden Ayaklanmasının doruk noktası olduğu bir Kurtuluş hareketi başlatıldı. 1911 yılının sonbaharında Makedonya’nın İştip şehrinde Bulgar devrimcileri bir kişinin hayatını yitirdiği bir suikast düzenledi. Buna cevaben Bulgar halkına karşı baskı uygulanmaya başlandı. Saldırıda 20 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 300 kişi de yaralandı. Bulgaristan Krallığı’nda bu olay büyük yankı uyandırdı. Osmanlı Egemenliği altında kalan yurttaşlarımızın serbest edilmesi talebiyle birçok toplu gösteriler düzenlendi. Toplumun bu davranışları, Bulgar hükümetini önce Sırbistan’la, sonra da Yunanistan ile ikili görüşmeler yoluyla Balkanlar Birliği’ni kurmaya teşvik etti. Böylece zor bir diplomatik görev yerine getirilmiş oldu. Ancak Temmuz 1912 tarihinde Makedonya Koçani’deki katliamdan sonra Bulgar hükümetinin başka çaresi kalmadı ve zafer kaydetmek üzere silahı eline almak zorunda kaldı. Bugünün görüş açısıyla savaş, bir bakıma aceleci bir şekilde hazırlandı ve Balkanlar’ın savaş sonrası yapısı için uluslararası sözleşmeler konusunda bazı önemli noktalar kaçırıldı. Ancak Bulgar toplumundaki gerginlik o kadar büyüktü ki bu an değerlendirilmeden geçilemezdi.
   Tarih Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Akademisyen Georgi Markov’a göre bankacı olan ve Bulgaristan Bilimler Akademisi Başkanı olan o zamanki Bulgar Başbakanı İvan Evstatiev Geşov, bu savaşı istemediğini iddia ediyor ve şunları açıklıyor: Kendisi de, partisi de bu savaşı istemiyordu, ancak İştip ve Koçani’deki katliamlardan sonra ülke genelinde protestolar, mitingler ve toplantılar yapıldı, Saraya ve Parlamentoya sayısız telgraflar gönderildi. Bulgar Çarı Ferdinand’ın özel fonunda savaş istendiğini belirten telgraflarla dolu sekiz dosya var. Eski bir devrimci soyundan Nikola Obretenov’un bir nutkundan çok etkilendim ben. Kendisi Ruse’de söylediği bir nutkunda “Levski ve Botev’in davasını bitirmeliyiz. Bulgarlarımızı serbest etmeliyiz. Ben bu yaşta bile tüfeğe sarılıp Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaşa katılacağım” dedi.
   Osmanlı Egemenliği altında kalan Bulgarların serbeste edilmesi için coşku, bütün halkı sürüklemiş durumda. Büyük şairlerimizden Peyo Yavorov, savaşın ilan edilmesinden önce bile Pirin Trakyası’na gönüllülerden oluşan bir çete ile girdi. Kendisi, Yonko Vaptsarov’un çetesine ve birçok çatışmalara katıldı. Peyo Yavorov’un kahramanlığı tek bir vaka değildir. O zaman çok yabancı muhabir, Bulgaristan’da ayaklananların sadece ordu değil, silahlı bir halk olduğunun farkına varmıştı. Sofya’daki milli tiyatro, savaş sırasında piyeslerine ara verdi, çünkü aktörlerin çoğu orduya katıldı. Ünlü aktör Sava Ognyanov ile ilginç bir olay anlatılıyor. Savaşın açılmasıyla ilgili haber 5 Ekim tarihinde alındığında milli tiyatroda bir piyes oynanıyormuş. Kulis arkasından birisi, Sava’ya savaşın ilan edildiğini söylemiş. O zaman Ognyanov, oynamayı kesmiş ve “Baylar, Savaş ilan edildi. Gidip vatan borcumuzu yerine getirelim” demiş. Tiyatro oyuncularından aktör Hristo Ganev şehit düştü ve birkaç artist daha yaralandı. O zamanki muhabirlerden Spas İkonomov, “savaş haberinin, neşeyle değil, onayla değil, deli bir coşkuyla karşılandığını” yazdı. Fransız “Le Temps” gazetesinden Rene Puaux, “Burada binlerce üniforması olan veya olmayan, ellerinde eski model tüfekler olan insan söz konusudur” diye yazdı.





BAY BAŞKANIN SON NUMARASI TAM REZALET AMA BUNU DA YUTACAKLARA DUYURULUR


  • SEVGİLİ ÖĞRENCİM AV MESUT SARIOĞLUNUN YAZDIĞI BU GÜZEL YAZIYI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM ÇÜNKÜ ÜZERİNE ÖLÜ TOPRAĞI SERİLEN BU ŞEHİRDE DEVŞİRME BİR ADAY BULAN HALADA BU KADAR BÜYÜK BAŞARISIZLIKLARINA KARŞIN BAY BAŞKANI HALA MAKAMINDA TUTANLARA İTHAF OLSUN...
    ŞİMDİ PATATES ZAMANI
    Yakın zamanda yazmıştım.
    Hayaldi gerçek oluyor!
    Emin bey ve ekibinin hesap bilmez ama iyi derecede  fore kazık bilir yönetim anlayışı yeni bir duvara daha tosladı. Ben yazmaktan bıktım, Emin bey ve ekibi hata üstüne hata yapmaktan bıkmıyor.
    LOGS yani Lüleburgaz Oto Galericileri Sitesi’nde Aziz Nesin ustayı kıskardıracak bir komedi ortaya çıktı.
    Traktörcülerin de içine zorla tıkılmaya çalışıldığı sitede inşaat son hızla devam ediyor. Fore kazıklar çakıldı, çelik konstrüksüyonlu ve de depreme fena halde dayanıklı (!) tek katlı binalar yapıldı. Bitti bitecek bir haldeyiz . Emin bey ve ekibi ilk kez bir işi planlanan zamanda bitirecek gibi görünüyor. İlerleme var yani! Buna da şükür.
    Amma ve lakin amma ve fakat, bu işte de diğer projelerindeki  gibi komik bir hal var.
    Traktör satıclarının da zorla tıkılacağı bu sitede, ilginç bir ölçüm hatası yapılmış. 
    Traktörlerin boyları 2.80 ama traktörlerin içeri gireceği binaların kapı ölçüleri 1.90 santimetre.
    Bu durumda iki şans var. Ya traktörlerin teker üstündeki bölümleri traşlanacak ve içeri ittire kaktıra sokulup çıkarılacaklar ya da bizim traktörcü esnafı sadece küçük bahçe tipi traktör satacak(!)
    Yaptıkları her işi çarşafa dolayan arkadaşların, işi bu kadar komik bir hale sokacakları benim bile aklıma gelmezdi.
    İlahi Emin bey beni güldürdünüz, Allah sizi de güldürsün inşallah!
    100 metrekarelik tek katlı binayı, 300 bin liraya satmaya kalkmanız zaten komik bir durumdu. Bu yaptığınız son “kısa kapı vakası” komedi pastasının çileği oldu.
    Araba esnafımızı taca atmak için giriştiğiniz bu 9 kusurlu hareketten birinin  bedelini ne yazık ki siz ve ekibiniz değil, biz kasabalılar  ödeyeceğiz. 10 milyona (eski parayla trilyon) 32 baraka ( hakkınızı yemeyelim fore kazıklı baraka) yapıp bunu sermayesi 100 bin lira olan esnafa 300 bin liraya satmaya kalkmanızın hata olduğunu defalarca yazdım.
    Oraları ne yazık ki satamayacaksınız. En azından araba esnafına satamayacaksınız. Oraya üç yüzbin lira yatıran yatırımcının da ayda en az 5 bin lira  kira isteyeceği ve bu kirayı da arabacı esnafı veremeyeceği için, üç beş dükkan dışında oranın işlemesi bir kısa yorgan hayalidir. 
    Değerli Emin bey ve ekibi ,
    Sizler bu  kısa yorganla yatıp gördüğünüz rüyaları kasabaya fore kazıklarla çakmaya devam ettikçe, kasaba hem para hem de zaman kaybetmeye devam edecek. Halkımız adına ricacı olayım, ne olur bir daha büyük proje mroje yapmaya kalkmayın.
    Olmayınca olmuyor işte. Zorlamanın alemi yok.
    Siz sık sık toplantı yapın. Kasaba ile ekonomik ve  görev nedeniyle bağları olanları “fahri hemşeri” ilan edin, marka bulmaya ilşkin beyin fırtınalarına devam edin, süt’tü et’ti, ilkeli konserdi ortaya karışık bir şeylere ilişkin görüşmeler yapın, ama sakın iş miş yapmaya kalkmayın.
    Beceremiyorsunuz.
    Olan bizim kasabanın bütçesine dolayısıyla kasabanın geleceğine oluyor.
    Hangi işe elinizi attıysanız çarşafa dolandınız. Kentpark, bomboş pazaryerindeki akan uzay çatılar, üç yılda teslim edilemeyen iki katlı kantin inşaatı, bomboş duran trilyonluk özel lokantanız, taşerona tirlyonların kaptırıldığı LFYA projesi, söküp söküp taktırdığınız taşlarınızla kasabaya yeterince zarar verdiniz.
    Bir durun Allah aşkına, soluklanın, hizmet yoksulluğumuzun üzerine inşaa ettiğiniz tuhaf projelerinizin bu kasabanın canına ot tıkadığını bir görün.
    Size artık kızamıyoruz da. Biz sizi anladık ama ne olur siz de kendinizi anlayın.
    Olmuyor işte, bu kadar ekmekten  bu kadar köfte çıkıyor. Kısa yorganla görülen hayallerden bu kadar oluyor.
    Beceremiyorsunuz!
    Siz akıllı belediye oyunlarına, vay canına dedirtme egzersizlerine, bütün kızlar toplandık toplandık toplandık şarkılarına, konserlerinize, fena halde eğitim çalışmalarınıza devam edin. Kendi aranızda top çevirin, zamana oynayın. Elinizi bütçeden çekin.
    Yaptığı işte kapı boyunu bile hesaplayamayan bir yönetim zihniyetinden büyük projeler çıkmaz. Zorlamayın.
    Çok istiyorsanız büyük projelerinizin maketlerini yapın. Onları seyredip zamana oynayın.
    Ne olur, bu kasabayı bir gıdım seviyorsanız, kasabanın geleceğine dokunmayın. Klimalarınızı 26 dereceye ayarlayın, etrafınızdakilere çay söyleyin, lak laka devam edin. Merak etmeyin kasaba ölmez ( siz bile bunu beceremediyseniz korkmanın alemi yok) yaşar.
    Size son bir kıyak yapayım;
    “O fore kazıklı binaların bir kısmında plates kursu açın, bir kısmında patatesten kumpir yapıp halka satın. Gömdüğünüz parayı 50 yılda geri alırız!
    Ama, aman diyeyim, yanlışta ısrar edip, araba esnafını da pazarcılar gibi, küçük esnaf gibi, balıkçılar gibi perişan etmeyin!

30 Ağustos 2012 Perşembe

SİGARA İLE BÜTÇENİZE VERİLEN ZARAR HAKKINDA DOĞRULARR


Tüm Dünyada İnsan vucudun en büyük düşmanı olan Sigara vucudun organlarına yaptığı tahribat ve kanserin yanında cilt sağlığınada zararları vardır.

Sigaranın zararları anlatmak bitmez tabiki bir çok medya kuruluşu ve gazeteler Sigaranın zararları hakkında bir sürü yayın yapmaktadır.

Hükümetin Sigara kutularına zararları hakkında bir çok resim konulmasına rağmen kullanımda azda olsa bir düşüş yaşanmıştır.

3.50 X 2 = 7.00 Tl Günlük sigaraya ayrılan bütçe 7.00 x 30 = 210 Tl Aylık sigaraya ayrılan bütçe 210.00 x 12 = 2350.00 Tl. yıllık bütçe ve bu alile fertleri 40 yıl boyunca sigara içtiğini varsayarsak 94000.00 Tl değerinde bi bütçeyi ömürleri boyunca sigaraya ayırmış olacaklar. Üstelik bu işin çıplak hesabı, yapmış olduğu hastalılar için sağlık harcamaları sigara elde uyurken verilen maddi hasarlar(yangın) dahil edilmemiş halidir.

Burunda koku alma duyusu azdır.

Sinüzit, Larenjit, farenjit ve ortakulak iltihap gibi üst solunum yolu hastalıklarına neden olur.

Damar sert iğini hızlandırır beyin ve kalpte damar tıkanıklarına sebep olur.Kalp krizi tansiyon yükselmesi görülebilir.

Erkeklerde iktidarsızlığa sebep olur ayrıca mesane kanserinin başlıca sebeplerindendir.

Akciğerlerde çeşitli hasarlara, atım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur.

Gastrit Ülser Reflü gibi hastalıkların başlıca sebepleri arasında yer alır. Mide ve yemek borusu kanserlerine yol açar.

Gebelikte tüketilen tütün ve tütün ürünleri düşük , ölü doğum, erken doğum ve bebekte gelişim geriliğine neden olur.

Erken menopoz ve rahim kanserlerinin sebeplerindendir.

Kemik erimesine neden olur.

Ağız kokusu yapar diş ve diş eti hastalıklarına neden olur.

Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Hafıza zayıflığı, öğrenme güçlüğü ve erken bunama görülür.

Dilde tat alma duyusunda bozulmalar olur.

Göz merceğinin saydamlığının yitirilmesine yani Katarakta neden olur.

Cildin yapısının bozulmasına leke ve kırışıklarla birlikte selülite neden olur.

Parmaklarda sararmaya ve tırnak zayıflığına neden olur.

Burger hastalığına sebep olur. Bu hastalık el ve ayaklardan başlayarak tıkanıklara sebep olur ve uzuvların kesilmesi gerekir.

Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali stres gerilim ve performansta düşme, reflekslerde azalma görülür.

Pankreas kanseri riski artar.

Hastalık yara ve ameliyat tedavileri uzun sürer.

Kullanılan ilaçları etkisizleştirebilir.

Farkında olmadan bütçenize yük olur, çevre kirliliğine neden olur. ÖRN: Bir ailede 2 kişinin sigara içtiğini düşünün. Bir paket en ucuz sigara =3.50 Tl.

Çocuğunuzun sigaraya başlama oranını yükseltirsiniz

SİGARA VE KALP HASTALIĞI RİSKİ NEDİR?


Sigara, ateroskleroz için primer risk faktörü oluşturmaktadır. Koroner kalp hastalıklarının önemli sebeplerinden birinin, ateroskleroz olduğu bilinmektedir. Sigaranın ateroskleroz ve aterosklerotik kalp hastalığına etkisi nikotine bağlanmıştır. Ayrıca nikotin, sürrenallere etki ederek adrenalin salgısını artırır. Bunun sonucu kalp hızı ve kan basıncı geçici olarak hafif yükselir. Buna bağlı olarak kalp debisi ve atım hacmi artar. Öte yandan nikotinin serumdaki serbest yağ asitlerini artırdığı bilinmektedir. Artan serbest yağ asitleri, damar duvarındaki metabolik faaliyeti etkilemekte ve aritmilere yol açmaktadır.
Ayrıca nikotin, trombositlerin agregasyon ve yapışkanlığını da artırarak tromboz oluşumunu teşvik eder. Son yıllarda sigaranın ateroskleroz üzerine kötü etkisinin nikotin yanında karbonmonoksite bağlı olduğu üzerinde durulmuştur. Karbonmonoksit hücre içinde mitokondrilerin fonksiyonunu ozar. Sonuçta, daha çok yağ asidi oluşur, ATP sentezi bozulur. Miyokardda repolarizasyon anomalileri görülür. igara bir taraftan serum lipitleri üzerine, diğer taraftan damar endoteli ve trombositler üzerine etki ederek, aterosklerozun sürecini hızlandırmaktadır. Aynı zamanda anoksi ve iletim bozukluklarına yol açmakta ve kalp hastalıklarının oluşmasında etkili olmaktadır. Sigara içen kişiler, içmeyenlere göre iki kat fazla oranda miyokard enfarktüs geçirme veya koroner kalp hastalığından ölüm riskine sahiptirler. Kalp hastalıklarından ani ölümlerde görülen farklı risk, genç yaşlarda çok daha yüksektir. Sigara içmenin yarattığı koroner kalp hastalığındaki büyük risk, aynı hastalığa neden olan yüksek kan basıncı veya yüksek kolesterolün yarattığı riskle eşit orandadır. Sigara içme alışkanlığı ile birlikte diğer risk faktörlerinin de varlığı, sigara kullanmayan sağlıklı kişilere göre risk faktörünü değişik oranlarda arttırmaktadır. Hipertansiyon ve sigara ilişkisinde kardiyovasküler morbidite ve mortaliteye atfedilen risk (%), Framingham Çalışması ile saptanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, sigara ve hipertansiyon, kardiyovasküler mortaliteye erkeklerde %20, kadınlarda daha az olmak üzere %13 risk luşturmaktadır. Sigara içen bir kişide, eğer ikinci bir risk faktörü mevcutsa, bu durum hastalık riskini sadece tek risk faktörü mevcut olan kişiye göre binde 49 daha fazla artırmaktadır. Eğer üç risk faktörü bir arada ise, o zaman risk, binde 86’dan fazla olmaktadır. Üç faktör (sigara içme alışkanlığı, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol) bir arada oldukları zaman, birbirlerini sinerjistik biçimde etkileyerek hastalığın oluşumunu hızlandırmaktadır. Sigara kullanımına bağlı koroner kalp hastalığı riski, 30’dan sonraki her yaş için mevcuttur. Fakat sigara içimi, genç yaşlardaki koroner ölümlerinde, ileri yaşlardaki ölümlere göre çok daha fazla rol oynamaktadır. Bu risk sigaranın bırakılması ile birdenbire azalır. Günde yaklaşık bir paket sigaradan az içmiş kişilerdeki risk, sigarayı bıraktıktan sonra, hiç sigara içmemiş kişilerle aynı seviyeye düşer. Ancak günde bir paketten fazla sigara içenlerde, sigara bırakıldıktan 5 yıl sonra az da olsa koroner kalp hastalığı olasılığı vardır.